Uzun zaman sonra inanmıştım her şeyin farklı olacağına. Sevdiğin kişinin seni de sevebildiğine, aşka inanmıştım. Taş kesmiş kalbim uzun zamandan sonra birazcık ısınmıştı. Bana yaklaşmak isteyenlere ördüğüm duvarı ilk kez kaldırmıştım. İçimdeki kırılgan küçük kızı ilk defa birinin sevmesine izin vermiştim uzun bir aradan sonra. Sevginin tüm engelleri aşabileceğini düşünüyordum. İlk defa birinin her anında yanında olmak istemiştim; mutluluğunda, üzüntüsünde, kızgınlığında.
Bir gün bir arkadaşım bana "Hayatımın aşkını, bunalımda olduğum için kaybetmiştim. Şimdi o kadar pişmanım ki."demişti. Aynı şeyi sevdiğime yapmayacağıma söz vermiştim. Elimden geldiğince yanında olacağıma, ona destek olacağıma, sevilmediğini hissettiği anlarda sevgimi gösterip onu biraz mutlu edeceğime... Ama karşınızdaki sizi sürekli itiyorsa onun yanında nasıl olabilirsiniz ki? Yaşadıklarınızın tüm sorumlusu sizmişsiniz gibi davranıyorsa nasıl destek olabilirsiniz ona? Siz onun en ufacık bir derdini bile dinlemeye hazırken o sizin derdinize sırt çevirdiğinde nasıl dayanabilirsiniz? Sizin sahip olduklarınızı kıskanıp size sahip olmanın değerini unutan birine nasıl inanabilirsiniz?
Uzun zamandan sonra hissettiğim o mucizevi duyguların yerini yavaş yavaş kızgınlık, kırgınlık, üzüntü almaya başlamıştı. Bunu düzeltmek için her şeyi yapmaya hazırdım. Kendi açımdan sorunları her söylediğimde bir savunma, bir kabullenememe görüyordum. Benim üzülmeme dayanamayan adam resmen beni kırmak için elinden ne geliyorsa yapar olmuştu. Sabrettim, hemen pes etmedim. Sevmem zaten pes etmeyi genel olarak. Geçecek dedim kendime en güçsüz olduğum anlarda. Geçince her şey çok güzel olacak, unutacaksın bu günleri diye tekrarlayıp durdum içimden.
Ne mi oldu? Her şey her geçen gün daha da dönülmez bir hal aldı. Gittikçe daha da kötüleşmeye başladı her şey. Tek tutunduğum şey sevgimdi. Geçmişteki güzel anlar bile yeterli gelmiyordu bana. Ama artık bir karar vermem gerekiyordu. Ya kırılmaya devam edecektim ya da zor da olsa gidecektim. İkinciyi seçmemek için her şeyi söyledim kendime. Tüm bahaneleri, tüm yaşanmışlıkları... Yetmiyordu ama hiçbiri beni ikna etmeye. Yapılacak olan belliydi ama o gücü bir türlü bulamıyordum kendimde.
Ne zaman tamam artık bitti desem kendime kızıyordum "Hani seviyordun, ne oldu o sevgiye?" diye. Sanki sevgime ihanet ediyormuşum gibi hissediyordum. Ben de istemiyordum gitmeyi hem de bu kadar severken gitmeyi hiç istemiyordum ama başka yol görünmüyordu artık. Bana hiçbir şekilde tahammül edemeyen birine daha fazla katlanmak istemiyordum.
En sonunda içimde birazcık o gücü bulabilmiştim. Bana söyledikleri artık katlanamayacağım hale gelmişti. Zorlanarak da olsa ağlayarak da olsa söylemiştim ayrılmak istediğimi. Nedenlerini de söylemiştim, aslında ayrılmak istemediğimi de. Sonrasında benden biraz zaman istediğini, neden böyle olduğunu düşüneceğini ve tamir edebiliyorsa tamir edeceğini söylemişti. Hatasını anladığını ve ayrılmak istemediğini sandım. Ne kadar da salağım!
Birkaç gün sonra ben kendi hatalarımı fark ettiğimi yazmak istedim ve yazdım da. Ama eskiden "Seni çok seviyorum ben. Sen gidersen yarım kalırım." diyen insan gitmiş yerine ayrıldığı için mutlu olmuş, hafiflemiş, rahatlamış biri gelmişti. Tamam oturup ağlamasını beklemiyordum ama böyle bir şeyi de düşünememiştim. Benimde hatalarım oldu ama hatasız insan olmaz ki. Hepsini de onu çok sevdiğim, iyi olmasını istediğim için yaptım. Demek ki yapmamak gerekiyormuş.
Her şeye rağmen ona çok kırılsam da kızsam da canımı çok acıtsa da onu seviyorum. İleride ne olur bilemiyorum ama şu an bu durumu değiştiremem. Her şeye rağmen bana yaşattığı güzel anlar için ona teşekkür ederim. Beni sevdiği, önemsediği zamanları hep sevgiyle, özlemle anacağım. Umarım aynı şeyi o da yapar.
ilişki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilişki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6 May 2016
4 May 2016
ilk önce sakinlik!
Merhabalar! Uzun bir aradan sonra tekrar karşınızdayım. Yazmayı mı bıraktı diye düşünenleriniz olmuş olabilir ama bu aralar keyfim yoktu, yazasım gelmedi. Bu yazıyı yazarken daha rahatım, sakinim ve birazcık mutluyum. Nedeni ise yakın zamanda keşfettiğim bir şarkı. Yazımı okurken benim için mucizevi olan bu şarkıyı (bende ilaç gibi bir etki yaratıyor.) dinleyebilirsiniz. Hadi başlayalım! :)
Tık!
Sakin kalabilmek hayatımızın hemen hemen her alanında çok önemlidir. Çünkü çok üzüldüğümüzde, kızdığımızda yanlış kararlar verebiliriz. Hayatımız boyunca pişman olacağımız şeyler yapabiliriz. Ben bu yüzden çok hata yaptım. Çok kırıldığım, çok sinirlendiğim zamanlarda yapmamam gereken şeyler yaptım, söylememem gereken şeyleri söyledim. Şimdi geriye dönüp baktığımda keşke biraz sakinleşip kendimi dinleseydim önce diyorum. Ondan sonra adam akıllı düşünüp ona göre bir yol çizseydim. Ama ne yazık ki bunu düzeltebilecek bir zaman makinesi yok elimde. Bu yüzden sevdiğim insanları kaybettim, kaybetmeye de devam ediyorum. Yakın zamanda bir şeyi anladım, artık böyle olmayacağım ve bunu değiştirmek için elimden geleni yapacağım. Misal beni, duyduğum anda sakinleştiren bu şarkıyı açacağım ilk iş. Bir şekilde aşırıya kaçan duygularımı kontrol etmeyi öğreneceğim. Eğer başarırsam ileride bununla ilgili de bir yazı yazarım sizlere. :)
Birkaç yıl öncesine kadar küçücük bir hataya bile tahammül edemiyordum. Fazla mükemmeliyetçi bir yapım var ne yazık ki. Kendi hatalarıma bile katlanamıyordum. Sonra dedim ki kendime hata yapmadan bir şeyleri öğrenemem. İnsanız hata yapmamız çok doğal ama önemli ve zor olan o hataları anlayışla karşılayabilmek. Şimdi arada sırada yine tahammülsüzlük etsem de eski halime göre çok daha iyiyim bu konuda ve mutluyum.
Son birkaç aydır zor zamanlardan geçiyorum. Her şeyi sorgular, her konuda bir karara varmam gerektiğini hisseder oldum. Eskisi kadar umutlu, mutlu değildim. Her konuda farklı bakış açısı geliştirmeye çalışan ben, tek bir noktaya odaklanıp kalmıştım. Işığı göremez olmuştum, sürekli bir negatiflik yayıyordum ki genelde enerjisini insanlara bulaştıran biri olarak görülürdüm. Kendini kötü hisseden arkadaşlarım bana gelirdi ve birkaç saat sonra mutlu olurlardı. Ağlarken bile insanları neşelendirebiliyordum. Ama şimdi fark ettim ki karanlıkta boğulmak için çabalamışım. Kolaya kaçmışım bir nevi savaşmak yerine. Bu çukurdan da ancak sakin kalarak çıkabilirim. Kafamı boşaltıp bir süre bir şey düşünmeden. Sonra da bu durumu değiştirmek için çözüm yolları ararım. Bu yolda da beni seven, yanımda olmak isteyenleri oyunun dışında bırakmamam gerektiğini de anladım. Birazcık destek fena olmaz değil mi? :)
Herkesin zor zamanları, anları olabilir. Hayat her zaman mükemmel gidecek diye bir şey yok. Ama böyle zamanlarda sakin kalıp düşünmeden bir karara varmamak lazım. Yanınızda olmak isteyen insanlara engel olmamak lazım. Hatamızı fark edip bir adım atmak çok önemli bir gelişme. Çevrenizde bir insan böyleyse ona karşı anlayışlı ve affedici olmak gerekir bu süreç bitene kadar. Tabi kendinizi yıpratmadan. Bir şeyleri düzeltmek için çabalayan bir insan varsa karşınızda hatalarını anlayıp özür dileyen ve bunu değiştirmek için çabalayan biriyse hiçbir şey için geç değildir. Herkes ikinci bir şansı hak eder, çok büyük bir şey yapmamışsa.
Bu aralar öğrendiklerim, tecrübe ettiklerim bu şekilde. Benim düşüncelerim bu yönde değişti. Doğru veya yanlış olan yerleri elbette vardır bunu da bana zaman gösterecek. :)
Siz böyle durumlarda ne yaparsınız? Nasıl bir yol izlersiniz? Farklı fikirler, farklı bakış açıları insanı her zaman geliştirir. Yorumlarınızı bekliyorum. Bu seferlik de benden bu kadar! En kısa zamanda tekrar blogumda buluşuruz umarım! :) O gün gelene kadar hoşça, sağlıkla, mutlulukla kalın! Sevdiklerinize sevdiğinizi söylemeyi ihmal etmeyin imkanınız varken! :)
Tık!
Sakin kalabilmek hayatımızın hemen hemen her alanında çok önemlidir. Çünkü çok üzüldüğümüzde, kızdığımızda yanlış kararlar verebiliriz. Hayatımız boyunca pişman olacağımız şeyler yapabiliriz. Ben bu yüzden çok hata yaptım. Çok kırıldığım, çok sinirlendiğim zamanlarda yapmamam gereken şeyler yaptım, söylememem gereken şeyleri söyledim. Şimdi geriye dönüp baktığımda keşke biraz sakinleşip kendimi dinleseydim önce diyorum. Ondan sonra adam akıllı düşünüp ona göre bir yol çizseydim. Ama ne yazık ki bunu düzeltebilecek bir zaman makinesi yok elimde. Bu yüzden sevdiğim insanları kaybettim, kaybetmeye de devam ediyorum. Yakın zamanda bir şeyi anladım, artık böyle olmayacağım ve bunu değiştirmek için elimden geleni yapacağım. Misal beni, duyduğum anda sakinleştiren bu şarkıyı açacağım ilk iş. Bir şekilde aşırıya kaçan duygularımı kontrol etmeyi öğreneceğim. Eğer başarırsam ileride bununla ilgili de bir yazı yazarım sizlere. :)
Birkaç yıl öncesine kadar küçücük bir hataya bile tahammül edemiyordum. Fazla mükemmeliyetçi bir yapım var ne yazık ki. Kendi hatalarıma bile katlanamıyordum. Sonra dedim ki kendime hata yapmadan bir şeyleri öğrenemem. İnsanız hata yapmamız çok doğal ama önemli ve zor olan o hataları anlayışla karşılayabilmek. Şimdi arada sırada yine tahammülsüzlük etsem de eski halime göre çok daha iyiyim bu konuda ve mutluyum.
Son birkaç aydır zor zamanlardan geçiyorum. Her şeyi sorgular, her konuda bir karara varmam gerektiğini hisseder oldum. Eskisi kadar umutlu, mutlu değildim. Her konuda farklı bakış açısı geliştirmeye çalışan ben, tek bir noktaya odaklanıp kalmıştım. Işığı göremez olmuştum, sürekli bir negatiflik yayıyordum ki genelde enerjisini insanlara bulaştıran biri olarak görülürdüm. Kendini kötü hisseden arkadaşlarım bana gelirdi ve birkaç saat sonra mutlu olurlardı. Ağlarken bile insanları neşelendirebiliyordum. Ama şimdi fark ettim ki karanlıkta boğulmak için çabalamışım. Kolaya kaçmışım bir nevi savaşmak yerine. Bu çukurdan da ancak sakin kalarak çıkabilirim. Kafamı boşaltıp bir süre bir şey düşünmeden. Sonra da bu durumu değiştirmek için çözüm yolları ararım. Bu yolda da beni seven, yanımda olmak isteyenleri oyunun dışında bırakmamam gerektiğini de anladım. Birazcık destek fena olmaz değil mi? :)
Herkesin zor zamanları, anları olabilir. Hayat her zaman mükemmel gidecek diye bir şey yok. Ama böyle zamanlarda sakin kalıp düşünmeden bir karara varmamak lazım. Yanınızda olmak isteyen insanlara engel olmamak lazım. Hatamızı fark edip bir adım atmak çok önemli bir gelişme. Çevrenizde bir insan böyleyse ona karşı anlayışlı ve affedici olmak gerekir bu süreç bitene kadar. Tabi kendinizi yıpratmadan. Bir şeyleri düzeltmek için çabalayan bir insan varsa karşınızda hatalarını anlayıp özür dileyen ve bunu değiştirmek için çabalayan biriyse hiçbir şey için geç değildir. Herkes ikinci bir şansı hak eder, çok büyük bir şey yapmamışsa.
Bu aralar öğrendiklerim, tecrübe ettiklerim bu şekilde. Benim düşüncelerim bu yönde değişti. Doğru veya yanlış olan yerleri elbette vardır bunu da bana zaman gösterecek. :)
Siz böyle durumlarda ne yaparsınız? Nasıl bir yol izlersiniz? Farklı fikirler, farklı bakış açıları insanı her zaman geliştirir. Yorumlarınızı bekliyorum. Bu seferlik de benden bu kadar! En kısa zamanda tekrar blogumda buluşuruz umarım! :) O gün gelene kadar hoşça, sağlıkla, mutlulukla kalın! Sevdiklerinize sevdiğinizi söylemeyi ihmal etmeyin imkanınız varken! :)
19 Nis 2016
Solmuş bir çiçek
Herkese merhaba! Keyifleriniz yerindedir umarım. Benimkiler bir gidiyor, bir geliyor. Dengem şaştı valla. :)
Bir evi ev yapan nedir sorusuna verdiğim yanıtlardan biridir çiçek. Tabi eşya, yaşayacak insan vs. dışında. Bir evde çiçek, bitki yetiştirilmiyorsa o ev bana eksik geliyor. Boş bir evden, cansız bir evden farkı olmuyor benim için. Belki de çiçeklerin içinde büyüdüğüm ve çiçekleri çok sevdiğim içindir. (Tabi ki dalındaki çiçekleri severim!)
Bir çiçeğe bakmak, yetiştirmek zor ama bir o kadar keyiflidir. İlgi ve sevgi isterler, su isterler ve ağızları olmadığı için ya da hareket kabiliyetleri sınırlı olduğu için bu istekleri dile getiremezler, gösteremezler. Ama sevginizi ve ilginizi ona verirseniz bir de bulunduğu ortam onun için uygunsa çiçeklerinin coşkusuyla size karşılık verirler. Ama siz suyunu, sevgisini ihmal ederseniz önce solmaya başlar. Eğer fark edip bir şeyler yapmazsanız en sonunda da ölür.
Modernleşen dünyayla beraber insanlarda daha çok bireyselcilik ön plana çıktı. Rekabet ortamının artmasıyla birlikte insanlar sadece kendini düşünür oldu. Başka bir canlıyı düşünmeyi bırakın ailesini, arkadaşlarını düşünmez bir hale geldi insan dediğimiz varlık. Çoğu ilişkisini çıkar üstüne kurmaya, her davranıştan bir karşılık beklemeye başladı. Hızlı akan dünyaya ayak uydurmak için birçok şeyden vazgeçti. Para hırsı sevginin, mutluluğun önüne geçti. Öyle ki sadece parayla mutlu olabileceğini ya da parayla her şeyi satın alabileceğini sanan insanlar çıktı ortaya. Öyle bir düzen ortaya çıktı ki bu düzene karşı gelseniz bile bu düzenin bir parçası olmaktan vazgeçemiyorsunuz. Hayattaki her şey tüketim üzerine kurulur oldu. Tüketmeyen insan kendini mutsuz ve eksik hissetmeye başladı. Hatta bu tüketim tutkusu insan ilişkilerine de sıçradı. Bir insanı çok çabuk tüketebilir hale geldik. Çünkü önemli olan her zaman insanın kendisi. O kişinin olup olmaması çok umrumuzda değil.
Şimdi diyeceksiniz ki iyi güzel hoş diyorsun da çiçekten bahsederken bu modern dünyanın derdini niye anlatıyorsun? Buna, modern dünyanın getirdiği iyi bir şeyi belirtip devam edeceğim. Bireyselciliğin artmasıyla birlikte insanlar kendini önemsemeye ve kendinin farkında olmaya başladı. Aslında bu çok iyi ve önemli bir adım ama her şeyde olduğu gibi bunun da fazlası insanın kendisine zarar verir. Nasıl mı? Düzenin şartlarını yerine getiremeyecek hale gelen insan, düzen tarafından ekarte edilir ve bu insana acı verir. Kendini aşırı derecede ön planda tutmuş bir birey, çevresindeki insanlarla ilgilenmediği için onlara zaman ve emek harcamadığı için yalnız kalır. Bu durumda hem insanlar onu gözden çıkarmıştır, hem de düzen. Bu insan gittikçe mutsuz olmaya, yaşamın anlamını kaybetmeye başlar.
Eğer siz etrafınızdaki insanlara sevginizi, ilginizi göstermezseniz o çiçek gibi çevrenizdekiler solar ve bir gün gider. Zamanla bu yüzden siz de solarsınız. İnsan sosyal bir varlıktır ve çevresinde birilerinin olmasına ihtiyaç duyar. Bazıları ailelerini ister, bazıları arkadaşlarını, dostlarını, bazıları ise sevdiği bir insanı.
Hâlâ zamanınız varken yanınızda isteyeceğiniz insanlara sevginizi, ilginizi göstermeyi, emek harcamayı ihmal etmeyin. Her şey için çok geç olduğunda pişman oluyorsunuz. Hayatın karmaşasından bir anlığına kurtulup sevdiğiniz insanlara zaman ayırın. Bu size de çok iyi gelecektir, inanın bana.
Sevgi ve mutluluk her daim kalbinizde, hayatınızda olsun. Kendinize çok dikkat edin. Bir sonraki yazıma kadar hoşça ve sağlıkla kalın! :)
Bir evi ev yapan nedir sorusuna verdiğim yanıtlardan biridir çiçek. Tabi eşya, yaşayacak insan vs. dışında. Bir evde çiçek, bitki yetiştirilmiyorsa o ev bana eksik geliyor. Boş bir evden, cansız bir evden farkı olmuyor benim için. Belki de çiçeklerin içinde büyüdüğüm ve çiçekleri çok sevdiğim içindir. (Tabi ki dalındaki çiçekleri severim!)
Bir çiçeğe bakmak, yetiştirmek zor ama bir o kadar keyiflidir. İlgi ve sevgi isterler, su isterler ve ağızları olmadığı için ya da hareket kabiliyetleri sınırlı olduğu için bu istekleri dile getiremezler, gösteremezler. Ama sevginizi ve ilginizi ona verirseniz bir de bulunduğu ortam onun için uygunsa çiçeklerinin coşkusuyla size karşılık verirler. Ama siz suyunu, sevgisini ihmal ederseniz önce solmaya başlar. Eğer fark edip bir şeyler yapmazsanız en sonunda da ölür.
Modernleşen dünyayla beraber insanlarda daha çok bireyselcilik ön plana çıktı. Rekabet ortamının artmasıyla birlikte insanlar sadece kendini düşünür oldu. Başka bir canlıyı düşünmeyi bırakın ailesini, arkadaşlarını düşünmez bir hale geldi insan dediğimiz varlık. Çoğu ilişkisini çıkar üstüne kurmaya, her davranıştan bir karşılık beklemeye başladı. Hızlı akan dünyaya ayak uydurmak için birçok şeyden vazgeçti. Para hırsı sevginin, mutluluğun önüne geçti. Öyle ki sadece parayla mutlu olabileceğini ya da parayla her şeyi satın alabileceğini sanan insanlar çıktı ortaya. Öyle bir düzen ortaya çıktı ki bu düzene karşı gelseniz bile bu düzenin bir parçası olmaktan vazgeçemiyorsunuz. Hayattaki her şey tüketim üzerine kurulur oldu. Tüketmeyen insan kendini mutsuz ve eksik hissetmeye başladı. Hatta bu tüketim tutkusu insan ilişkilerine de sıçradı. Bir insanı çok çabuk tüketebilir hale geldik. Çünkü önemli olan her zaman insanın kendisi. O kişinin olup olmaması çok umrumuzda değil.
Şimdi diyeceksiniz ki iyi güzel hoş diyorsun da çiçekten bahsederken bu modern dünyanın derdini niye anlatıyorsun? Buna, modern dünyanın getirdiği iyi bir şeyi belirtip devam edeceğim. Bireyselciliğin artmasıyla birlikte insanlar kendini önemsemeye ve kendinin farkında olmaya başladı. Aslında bu çok iyi ve önemli bir adım ama her şeyde olduğu gibi bunun da fazlası insanın kendisine zarar verir. Nasıl mı? Düzenin şartlarını yerine getiremeyecek hale gelen insan, düzen tarafından ekarte edilir ve bu insana acı verir. Kendini aşırı derecede ön planda tutmuş bir birey, çevresindeki insanlarla ilgilenmediği için onlara zaman ve emek harcamadığı için yalnız kalır. Bu durumda hem insanlar onu gözden çıkarmıştır, hem de düzen. Bu insan gittikçe mutsuz olmaya, yaşamın anlamını kaybetmeye başlar.
Eğer siz etrafınızdaki insanlara sevginizi, ilginizi göstermezseniz o çiçek gibi çevrenizdekiler solar ve bir gün gider. Zamanla bu yüzden siz de solarsınız. İnsan sosyal bir varlıktır ve çevresinde birilerinin olmasına ihtiyaç duyar. Bazıları ailelerini ister, bazıları arkadaşlarını, dostlarını, bazıları ise sevdiği bir insanı.
Hâlâ zamanınız varken yanınızda isteyeceğiniz insanlara sevginizi, ilginizi göstermeyi, emek harcamayı ihmal etmeyin. Her şey için çok geç olduğunda pişman oluyorsunuz. Hayatın karmaşasından bir anlığına kurtulup sevdiğiniz insanlara zaman ayırın. Bu size de çok iyi gelecektir, inanın bana.
Sevgi ve mutluluk her daim kalbinizde, hayatınızda olsun. Kendinize çok dikkat edin. Bir sonraki yazıma kadar hoşça ve sağlıkla kalın! :)
13 Nis 2016
Boşa kürek çekmek
Merhabalar herkese! Umarım iyisinizdir, mutlusunuzdur ve baharın enerjisini içinizde buluyorsunuzdur. Hiçbir şey için kendinizi üzmeyin, sizden değerli bir şey yok çünkü hayatta, bunu unutmayın. :)
Bazen ortada hiçbir sebep yokken üzgün olabiliyoruz ya da durup dururken hıçkıra hıçkıra ağlayabiliyoruz. Ortada bir sorun yokken sorun varmış gibi algılayabiliyoruz. Neden mi? Benim açımdan bunun nedeni beklenti. Biraz daha açacak olursak karşımızdakinden birtakım davranışlar, sözler bekleyip onları yapmadığı takdirde hayal kırıklığına uğramamız. Bu aslında çok tehlikeli bir durumdur çünkü beklenti içindeyken karşı tarafın davranışlarını tam anlamıyla fark edemeyebiliriz. Ne demek istiyorum, bir örnekle daha iyi anlatırım sanırım. Siz karşınızdakinden sizi sevdiğini, önemsediği duymak istiyorsunuz ama o size bunu söylemiyor ve siz bu yüzden hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. O size sizi sevdiğini gösteren sözler söyleyebilir ya da davranışlarda bulunabilir. Hayatında alacağı bir karar hakkında sizden fikir alabilir ve sizinle bu konuda konuşabilir. Aslında bu sizi önemsediğini, fikirlerinizin onun için değerli olduğu anlamına gelir ama siz bunu duymak konusunda beklentiye girdiğinizde bunu fark edemeyebilirsiniz. Bana beni ne kadar çok önemsediğini söylemedi o zaman beni önemsemiyor diye düşünmeye başlayabilirsiniz. Bu sefer farkında olmadan siz ona bu şekilde davranmaya başlayacaksınız. O da sizin onun hakkında düşündüklerinizi sizin için hissetmeye başlayacak ve bu böyle bir kısır döngüye girecektir.
Geçen gün bir arkadaşımla sohbet ederken bu konuya değindik ve ikimiz de bir şeylerin farkına vardık. Mesela arkadaşım sevgilisinin onu sevmediğini düşünüyordu bir zamanlar ve bana dedi ki belki de ben ondan bir şeyler beklediğim için bunu ona yansıtamıyorumdur ve onun bana sevgi dolu davranışlarını görmek istemiyorumdur. Düşününce çok mantıklı geldi ki zaten arkadaşım ondan bir şeyler beklemekten vazgeçtiğinde her şeyi görmeye, fark etmeye başlamış. Aynı şeyi kendim için düşündüm. Son zamanlarda sevgilimi bana uzak hissederdim ama sonra fark ettim ki ona uzak davranıp bu uzaklığı yaratan benmişim. Benim onun için düşündüklerimi o bana daha önce söylemiş ve ben bunun farkına varamamışım. Bunun nedeni tabi ki tahmin edebileceğiniz gibi bir şeyler beklemem.
Karşı taraftan bir şeyler beklemek tabi ki doğal bir şey ama bunun dengesini kuramayıp abartmak bir ilişkiyi tehlikeye sokabilir. Ortada bir şey yokken varmış gibi davranmanıza sebep olabilir. Bir şeyler bekleyin ama bunu abartmayın ve son olarak arkadaşımın da bana dediği gibi seviyorsanız, değer veriyorsanız bunu göstermek için sırf ondan bir şeylerin gelmesini beklemeyin. Çıkar ilişkisi değilse tabi ilişkiniz.
Bugünlük de benden bu kadar! Umarım sizi sıkmamışımdır. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz, benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum. Hepinize mutlu ve pozitif günler diliyorum. Hoşça kalın!
Bazen ortada hiçbir sebep yokken üzgün olabiliyoruz ya da durup dururken hıçkıra hıçkıra ağlayabiliyoruz. Ortada bir sorun yokken sorun varmış gibi algılayabiliyoruz. Neden mi? Benim açımdan bunun nedeni beklenti. Biraz daha açacak olursak karşımızdakinden birtakım davranışlar, sözler bekleyip onları yapmadığı takdirde hayal kırıklığına uğramamız. Bu aslında çok tehlikeli bir durumdur çünkü beklenti içindeyken karşı tarafın davranışlarını tam anlamıyla fark edemeyebiliriz. Ne demek istiyorum, bir örnekle daha iyi anlatırım sanırım. Siz karşınızdakinden sizi sevdiğini, önemsediği duymak istiyorsunuz ama o size bunu söylemiyor ve siz bu yüzden hayal kırıklığı yaşıyorsunuz. O size sizi sevdiğini gösteren sözler söyleyebilir ya da davranışlarda bulunabilir. Hayatında alacağı bir karar hakkında sizden fikir alabilir ve sizinle bu konuda konuşabilir. Aslında bu sizi önemsediğini, fikirlerinizin onun için değerli olduğu anlamına gelir ama siz bunu duymak konusunda beklentiye girdiğinizde bunu fark edemeyebilirsiniz. Bana beni ne kadar çok önemsediğini söylemedi o zaman beni önemsemiyor diye düşünmeye başlayabilirsiniz. Bu sefer farkında olmadan siz ona bu şekilde davranmaya başlayacaksınız. O da sizin onun hakkında düşündüklerinizi sizin için hissetmeye başlayacak ve bu böyle bir kısır döngüye girecektir.
Geçen gün bir arkadaşımla sohbet ederken bu konuya değindik ve ikimiz de bir şeylerin farkına vardık. Mesela arkadaşım sevgilisinin onu sevmediğini düşünüyordu bir zamanlar ve bana dedi ki belki de ben ondan bir şeyler beklediğim için bunu ona yansıtamıyorumdur ve onun bana sevgi dolu davranışlarını görmek istemiyorumdur. Düşününce çok mantıklı geldi ki zaten arkadaşım ondan bir şeyler beklemekten vazgeçtiğinde her şeyi görmeye, fark etmeye başlamış. Aynı şeyi kendim için düşündüm. Son zamanlarda sevgilimi bana uzak hissederdim ama sonra fark ettim ki ona uzak davranıp bu uzaklığı yaratan benmişim. Benim onun için düşündüklerimi o bana daha önce söylemiş ve ben bunun farkına varamamışım. Bunun nedeni tabi ki tahmin edebileceğiniz gibi bir şeyler beklemem.
Karşı taraftan bir şeyler beklemek tabi ki doğal bir şey ama bunun dengesini kuramayıp abartmak bir ilişkiyi tehlikeye sokabilir. Ortada bir şey yokken varmış gibi davranmanıza sebep olabilir. Bir şeyler bekleyin ama bunu abartmayın ve son olarak arkadaşımın da bana dediği gibi seviyorsanız, değer veriyorsanız bunu göstermek için sırf ondan bir şeylerin gelmesini beklemeyin. Çıkar ilişkisi değilse tabi ilişkiniz.
Bugünlük de benden bu kadar! Umarım sizi sıkmamışımdır. Siz bu konuda neler düşünüyorsunuz, benimle paylaşırsanız çok mutlu olurum. Hepinize mutlu ve pozitif günler diliyorum. Hoşça kalın!
9 Nis 2016
Kırgın bir kalp
Kırılganımdır ben, çok çabuk alınırım. Hatta belki biraz abartırım. Defalarca kırılmış kalbim. Birleştirdiğim yerlerden sızıntı yapıyor, ne gelir ki elimden? Benim de kırgınlıklarım yok mu diyeceksin bana. Ama deme, var biliyorum. Ama her insanın tamir olma süresi aynı değil ki ya da verdiği tepkiler, davranışlar. Hem herkes aynı olsaydı bu kadar farklı karakter olur muydu? Herkes hayat savaşından farklı korunuyor işte. Suçlama beni o yüzden.
Hem seni sevmesem, sana kırılır mıyım hiç? İnsan sevmediği biri için, bir şey için acıtır mı canını? Sinirlenme bana hemen. Anlamaya çalış. Anlamasan da gelme üstüme. Geçince alınganlık rüzgarım, sorarsın hesabını. Ama birazcık bekle, tamam mı? Derin nefes al, sakin ol. Gönlümü almaya çalış. Bir, iki, üç direnirim ama yumuşarım sonra sana. Kırgın kalabilir miyim sanıyorsun uzun süre? Birazcık zaman tanı, bak nasıl unuttururum o hallerimi sana.
Kafam dolu oluyor, yanlış anlayabiliyorum söylediklerini ya da meşgul oluyorum, tam ilgimi veremediğim için gerçekten ne demek istediğini fark edemiyorum. Ya da alınganlık krizine girmişimdir, moralim bozuktur, keyfim yoktur. Gerçekten alınabileceğim bir şey söylemediysen, yapmadıysan vardır bir sebebi işte. Seninle ilgili değil bunlar. Alıcıdan kaynaklı. Birkaç ayarı değiştirirsen yine eskisi gibi olurum ki ben. Tabi derin bir nefes alıp sakin olursan.
Elbet iyileşeceğim, hep yaralı kalmayacağım ki. Sadece biraz sabırlı ol, olur mu?
Hem seni sevmesem, sana kırılır mıyım hiç? İnsan sevmediği biri için, bir şey için acıtır mı canını? Sinirlenme bana hemen. Anlamaya çalış. Anlamasan da gelme üstüme. Geçince alınganlık rüzgarım, sorarsın hesabını. Ama birazcık bekle, tamam mı? Derin nefes al, sakin ol. Gönlümü almaya çalış. Bir, iki, üç direnirim ama yumuşarım sonra sana. Kırgın kalabilir miyim sanıyorsun uzun süre? Birazcık zaman tanı, bak nasıl unuttururum o hallerimi sana.
Kafam dolu oluyor, yanlış anlayabiliyorum söylediklerini ya da meşgul oluyorum, tam ilgimi veremediğim için gerçekten ne demek istediğini fark edemiyorum. Ya da alınganlık krizine girmişimdir, moralim bozuktur, keyfim yoktur. Gerçekten alınabileceğim bir şey söylemediysen, yapmadıysan vardır bir sebebi işte. Seninle ilgili değil bunlar. Alıcıdan kaynaklı. Birkaç ayarı değiştirirsen yine eskisi gibi olurum ki ben. Tabi derin bir nefes alıp sakin olursan.
Elbet iyileşeceğim, hep yaralı kalmayacağım ki. Sadece biraz sabırlı ol, olur mu?
30 Mar 2016
Kaybolmuş bir ruh
Yorgunum bu aralar. Hem de o kadar yorgunum ki... Haftalarca, aylarca dinlenmeye ihtiyacım var. Kafamı boşaltmaya, huzur dolmaya... Böyle sessiz, sakin bir sahil kasabasında kendime gelene kadar yaşasam ya da ıssız, kimsesiz bir adada. Yani deniz olacak her türlü. İstanbul'a biraz olsun katlanabilme sebebim, boğaz. Tabi yakından bakmayacaksınız, o zaman içiniz acıyor, üzülüyorsunuz.
Eskiden yani küçükken bir derdim, bir sorunum olduğunda üzerine gitmez, unutmak için bir şeylerle ilgilenirdim. Zamanla anladım ki o zaman o dertler, sorunlar daha çok sıkıyor canınızı, daha çok acıtıyor yüreğinizi. Bu yüzden daha sonra üstüne gitmeye başladım onların. İlk başlarda her şey güzeldi ama sonra çok düşünmeye ve kafama çok takmaya başladım. Uykularım kaçacak kadar, neredeyse hasta olacak kadar. Bir gün yine kafamı yiyen dertlerim olduğunda aldım elime kalemi, kağıdı başladım yazmaya. Bir bakmışım ki soluksuz sayfalarca yazmışım, içimde ne varsa dökmüşüm kağıda. Biraz da rahatlamıştım tabi. O zamandan beri ne zaman içimdeki dertler yük olmaya başlasa alırım kağıdı, kalemi yazarım durmaksızın. Bu konuda biraz eski kafalıyım sanırım. Kalemle yazmadan rahatlayamıyorum. Dokunmatik ekran, tuşlar aynı tadı vermiyor bana. Kitapta da öyle ya da herhangi bir yazıda da okuyamıyorum ekrandan.
Neyse daha sonraları bir yöntem daha keşfettim dertlerimi atmak için, denize bırakmak. Korkmayın canım kağıda yazıp denize atıp kirletmiyorum. Kafamdan gönderiyorum sanki somut bir nesneymişçesine. Bunu lise zamanlarımda keşfettim. Tabi lisemin konumu da buna yardım etti. Canım sıkkın olduğu zaman daha kimseler gelmeden okula, boğaza karşı bir bankta otururdum. Bir kulağıma kulaklık takardım ve hafif bir de müzik açardım. Sesi de son derece kısık olurdu. Sanki rüzgar uzaklardan bir yerden getiriyormuş gibi hissederdim. Bir süre denize, Anadolu Yakası'na, Kız Kulesi'ne bakar, sonra da gözlerimi kapardım Orhan Veli misali. Saçımın rüzgarda uçuşunu, rüzgarın tenime değişini ve tüylerimin ürpertisini hissederdim ta en derinden. Bir kulağımda dalgaların, kuşların bitmek bilmez sesi, diğerindeyse hafif bir müzik. Huzurun tanımı. Gözlerimi açtığımda kafamdaki dertler buharlaşmış ve ben, yeniden doğmuş olurdum.
Boğazın bu denli rahatlatıcı etkisine rağmen üniversitede unuttum dostumu. Uzak olduğundan ya da derdimin olmamasından değil, sanırım kendime vakit ayırmanın anlamını unuttum. Üniversitenin o canlı, hareketli, yoğun hayatından mıdır nedir ruhumu beslemeyi unuttum, durup biraz kafamı dinlemeyi. Bu karmaşanın, gürültülü hayatın yanına sakin, sessiz, huzurlu geçen birkaç dakikayı es geçtim. Sanırım bunun acısını şimdi açıkça görüyorum. Belki bunda yakın zamanda yaşadığım bir kaybın da etkisi vardır, bilemiyorum. Ama tek bildiğim, kendimi soğuk bir suya öylece bırakmak istediğim. Hiçbir yere varma çabası olmadan, akıntı beni nereye götürürse oraya gitmek. Ya da köşeme çekilip sadece kitap okuyup müzik dinlemek ara sıra da ağlamak istiyorum.
Ama ne yazık ki hayatın "durdur" butonu yok. Bir şekilde bir şeyler yaşanmaya devam ediyor, bizim yaşamaya gücümüz, enerjimiz olmasa bile. Ne olursa olsun kaybolduğum labirentten bir şekilde çıkmam lazım, kaybettiğim ruhumu bulup canlandırmam lazım. Sevmiyorum ben bu ruh halini. Sevmiyorum gülmeyen yüzümü, parlamayan gözlerimi. Doyasıya güldüğüm, şen şakrak konuştuğum, neşe dolu olduğum günler nerede şimdi? En yakın zamanda geri gelecekler mi? Fazla geç kalmayın, dayanacak gücüm kalmadı artık.
Eskiden yani küçükken bir derdim, bir sorunum olduğunda üzerine gitmez, unutmak için bir şeylerle ilgilenirdim. Zamanla anladım ki o zaman o dertler, sorunlar daha çok sıkıyor canınızı, daha çok acıtıyor yüreğinizi. Bu yüzden daha sonra üstüne gitmeye başladım onların. İlk başlarda her şey güzeldi ama sonra çok düşünmeye ve kafama çok takmaya başladım. Uykularım kaçacak kadar, neredeyse hasta olacak kadar. Bir gün yine kafamı yiyen dertlerim olduğunda aldım elime kalemi, kağıdı başladım yazmaya. Bir bakmışım ki soluksuz sayfalarca yazmışım, içimde ne varsa dökmüşüm kağıda. Biraz da rahatlamıştım tabi. O zamandan beri ne zaman içimdeki dertler yük olmaya başlasa alırım kağıdı, kalemi yazarım durmaksızın. Bu konuda biraz eski kafalıyım sanırım. Kalemle yazmadan rahatlayamıyorum. Dokunmatik ekran, tuşlar aynı tadı vermiyor bana. Kitapta da öyle ya da herhangi bir yazıda da okuyamıyorum ekrandan.
28 Mar 2016
Fedakarlık
Herkese merhaba! Bir süredir yazamıyorum, kusuruma bakmayın, derslerim yoğun biraz bu aralar. Yoksa sizi unuttuğumdan değil!:) Nisan ortasına kadar çok yazamayabilirim, affınıza sığınıyorum. Ama fırsat buldukça yazacağım!
Bu kadar konuyu uzattığın yeter ne diyeceksen söyle de gidelim, işimiz gücümüz var dediğinizi duyar gibi oldum. Tamam başlıyorum, kızmayın hemen! :)
Fedakarlık, ilişkilerin olmazsa olmazlarındandır. Sırf insanlarla olan ilişkinizde de değil yaptığınız işle, hobiyle ilişkilerinizde de önemli bir yer tutar. Tabi bu tür ilişkilerde fedakarlık tek taraflıdır ama bir şekilde karşılığını alırsınız.
Gelelim insan ilişkilerinde. Her şeyde olduğu gibi fedakarlığın fazlası da, yani artık kendinizden ödün verme aşamasına gelmek de, ilişkiler için yıpratıcıdır. Hele ki karşınızdaki bunu fark etmiyor ve önemsemiyorsa bir süre sonra sizi mutsuzluğa itebilir. Dengelenmesi ve tek taraflı olmaması çok önemlidir.
Bazı ilişkilerde fedakarlıkların karşılığı çok geç alınabilir ya da hiç alınmayabilir. Hangi ilişkilerde mi? Anne-babanın çocuğuna yaptığı fedakarlıklar. Eğer çocuk bunları fark ederse yetişkin bir birey olduğu zaman anne-babasının ihtiyacı olduğunda elinden gelen her şeyi yapacaktır, onu yalnız bırakmayacaktır. (Her evlat yapar bunu zaten demeyin. Ne yazık ki yapmayanlar da vardır.)
Büyürken fedakarlık gören çocuk bunu fark ederse yaşadığı ilişkilerde de karşı taraftan bu fedakarlığı görmek ister. Tabi bunlar daha çok kız çocukları için fedakarlık yapan babaların veya erkek çocukları için fedakarlık yapan annelerin çocuklarında görülen bir durumdur. Yani en azından kendi hayatımdan ve gözlemlerimden bu sonucu çıkartıyorum. Beni karşılıksız seven ve benim için birçok fedakarlıkta bulunan bir babaya sahip olduğum için ilişkilerimde de bana böyle yaklaşan birisini arıyordum hep. (Bu yazımı da okuyorsan seni her şeyden çok seviyorum babacığım! Sen benim hep kahramanım olarak kalacaksın!) Ve sanırım buldum da o kişiyi.
Herkes fedakarlık yapmaz ve herkes fedakarlığı önemsemez ya da beklemez. Ama benim fikrim aşırıya kaçmadan her türlü ilişki biçiminde karşılıklı olarak fedakarlık yapılmasıdır.
Şimdilik benden bu kadar. Benim fedakarlık konusundaki düşüncelerim, gözlemlediklerim bunlar. Sizin düşüncelerinizi de merak ediyorum! Kendinize dikkat edin. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Hoşça kalın.
Bu kadar konuyu uzattığın yeter ne diyeceksen söyle de gidelim, işimiz gücümüz var dediğinizi duyar gibi oldum. Tamam başlıyorum, kızmayın hemen! :)
Fedakarlık, ilişkilerin olmazsa olmazlarındandır. Sırf insanlarla olan ilişkinizde de değil yaptığınız işle, hobiyle ilişkilerinizde de önemli bir yer tutar. Tabi bu tür ilişkilerde fedakarlık tek taraflıdır ama bir şekilde karşılığını alırsınız.
Gelelim insan ilişkilerinde. Her şeyde olduğu gibi fedakarlığın fazlası da, yani artık kendinizden ödün verme aşamasına gelmek de, ilişkiler için yıpratıcıdır. Hele ki karşınızdaki bunu fark etmiyor ve önemsemiyorsa bir süre sonra sizi mutsuzluğa itebilir. Dengelenmesi ve tek taraflı olmaması çok önemlidir.
Büyürken fedakarlık gören çocuk bunu fark ederse yaşadığı ilişkilerde de karşı taraftan bu fedakarlığı görmek ister. Tabi bunlar daha çok kız çocukları için fedakarlık yapan babaların veya erkek çocukları için fedakarlık yapan annelerin çocuklarında görülen bir durumdur. Yani en azından kendi hayatımdan ve gözlemlerimden bu sonucu çıkartıyorum. Beni karşılıksız seven ve benim için birçok fedakarlıkta bulunan bir babaya sahip olduğum için ilişkilerimde de bana böyle yaklaşan birisini arıyordum hep. (Bu yazımı da okuyorsan seni her şeyden çok seviyorum babacığım! Sen benim hep kahramanım olarak kalacaksın!) Ve sanırım buldum da o kişiyi.
Herkes fedakarlık yapmaz ve herkes fedakarlığı önemsemez ya da beklemez. Ama benim fikrim aşırıya kaçmadan her türlü ilişki biçiminde karşılıklı olarak fedakarlık yapılmasıdır.
Şimdilik benden bu kadar. Benim fedakarlık konusundaki düşüncelerim, gözlemlediklerim bunlar. Sizin düşüncelerinizi de merak ediyorum! Kendinize dikkat edin. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Hoşça kalın.
22 Mar 2016
Bir gülüş, Bir dünya
En çok neyini seviyorum biliyor musun sevgilim? Gülüşünü... Sen güldüğün zaman, etrafımdaki her şey önemini yitiriyor. Bulanıklaşıyor dünya birdenbire. Seyredalıyorum, kayboluyorum gülüşünde. Benim limanım, sığınağım gülüşün. İçimi ısıtan, huzurla dolduran, beni dünyanın en mutlu insanı yapan gülüşün. Kendimi evimde hissettiğim, özgür olduğum yer.
Suratını asınca sen, cehenneme dönüşüyor dünyam. Sanki biri kalbimi eline alıyor da sıkıyor gibi hissediyorum. Aldığım nefes alev gibi yakıyor içimi. Hele de yanında olmadığım zaman üzgünsen... Lanet okuyorum mesafelere. Sevmediğimiz halde her gün görmek zorundayken bazı insanları neden diyorum, neden sevdiklerimizin her zaman yanında olamıyoruz? O an "Keşke mühendis olsaydım da ışınlanmayı bulsaydım." diyorum kendime. Ben bulamasam da birilerinin bulması gerek artık!
Yanında olsam izin vermezdim yüzünü asmana. Kediliğimi konuştururumdum, yapardım bir şirinlik, güldürürdüm seni. He baktım gülmüyorsun o zaman kızardım sana. Bir derdin, sıkıntın varsa tabi durum başka. Sarılırdım sana, okşardım saçlarını. Ah mesafeler...
O yüzden asma yüzünü be sevdiğim. Dayanamıyorum ben burada. İstanbul zindan gibi geliyor bana. Söz ver bana o gülümsemeni yüzünden hiç eksik etmeyeceğine dair. Neşem kaçıyor benim de sonra. Göremesem de hissediyorum ben gülüşünü. Lütfen izin verme kaybolmasına onun. Hele de ben uzaklardaysam...
Bugün içimden geçenleri yazmak istedim sizlere. Umarım beğenmişsinizdir. Kendinize çok cici bakın görüşünceye kadar!
Suratını asınca sen, cehenneme dönüşüyor dünyam. Sanki biri kalbimi eline alıyor da sıkıyor gibi hissediyorum. Aldığım nefes alev gibi yakıyor içimi. Hele de yanında olmadığım zaman üzgünsen... Lanet okuyorum mesafelere. Sevmediğimiz halde her gün görmek zorundayken bazı insanları neden diyorum, neden sevdiklerimizin her zaman yanında olamıyoruz? O an "Keşke mühendis olsaydım da ışınlanmayı bulsaydım." diyorum kendime. Ben bulamasam da birilerinin bulması gerek artık!
Yanında olsam izin vermezdim yüzünü asmana. Kediliğimi konuştururumdum, yapardım bir şirinlik, güldürürdüm seni. He baktım gülmüyorsun o zaman kızardım sana. Bir derdin, sıkıntın varsa tabi durum başka. Sarılırdım sana, okşardım saçlarını. Ah mesafeler...
O yüzden asma yüzünü be sevdiğim. Dayanamıyorum ben burada. İstanbul zindan gibi geliyor bana. Söz ver bana o gülümsemeni yüzünden hiç eksik etmeyeceğine dair. Neşem kaçıyor benim de sonra. Göremesem de hissediyorum ben gülüşünü. Lütfen izin verme kaybolmasına onun. Hele de ben uzaklardaysam...
Bugün içimden geçenleri yazmak istedim sizlere. Umarım beğenmişsinizdir. Kendinize çok cici bakın görüşünceye kadar!
21 Mar 2016
Küçük bir ışık
Bu sabah uyandığımda içimde bir sıkıntı vardı. Gerçi sadece bu sabah için de değil, bu aralar genelde böyle bir ruh haline sahibim sanırım. Biraz karamsarım. Canım da pek bir şeyler yapmak istemiyor. Böyle zamanlarda insan, tutunacağı bir şeyler arıyor etrafında. Bir çıkış yolu, bir ışık...
Ve tam böyle bir anda umut çıkıyor sahneye eğer içinizdeki Pollyanna ölmemişse. Bir anda küçücük bir ışık yetiyor içinizdeki karanlığı dağıtmaya. Küçücük de olsa içinizde bir güç buluyorsunuz. Hayat bir anda daha da güzelleşiyor gözünüzde. Her yerde çiçekler açıyor, hatta ılık bir rüzgâr okşuyor teninizi mevsim kış olsa bile. Alman filozof Arthur Schopenhauer'un dediği gibi "Umut, yaşamı anlamlandırır. Umut olmadan yaşam anlamsız ve bir o kadar da değersizdir."
Hayat zor ve karmaşık bir süreç. İçimizdeki Pollyanna'yı öldürürsek, umudumuzu kaybedersek nasıl yaşanır kılacağız hayatı? Bu zorlukların üstesinden nasıl geleceğiz? Bardağın hangi tarafından hayata baktığımız bizim seçimimiz.
Yazımı bitirmeden önce belki de unuttuğumuz şarkılardan biriyle veda etmek istiyorum size. Bu şarkı hepimize ışık olsun. Özellikle bu günlerde içinizdeki Pollyanna'yı özgür bırakın, keşfedin. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, hoşça kalın!
Ve tam böyle bir anda umut çıkıyor sahneye eğer içinizdeki Pollyanna ölmemişse. Bir anda küçücük bir ışık yetiyor içinizdeki karanlığı dağıtmaya. Küçücük de olsa içinizde bir güç buluyorsunuz. Hayat bir anda daha da güzelleşiyor gözünüzde. Her yerde çiçekler açıyor, hatta ılık bir rüzgâr okşuyor teninizi mevsim kış olsa bile. Alman filozof Arthur Schopenhauer'un dediği gibi "Umut, yaşamı anlamlandırır. Umut olmadan yaşam anlamsız ve bir o kadar da değersizdir."
Yazımı bitirmeden önce belki de unuttuğumuz şarkılardan biriyle veda etmek istiyorum size. Bu şarkı hepimize ışık olsun. Özellikle bu günlerde içinizdeki Pollyanna'yı özgür bırakın, keşfedin. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, hoşça kalın!
20 Mar 2016
Hasret
Hasret... Bu sözcük bana hep "hasretler ayrılıkla başlar" şarkısını hatırlatır. Daha çok ayrılığı anlatsa da bu şarkı hasreti de çok güzel tanımlamış bana göre. Hasret çekebilmek için önce ayrılmak gerekir. Bu ayrılık tamamen kopmak demek değildir her zaman için. Sevgilinizin, eşinizin, arkadaşınızın, ailenizin yanından ayrılmak da hasret için yeter. Ya da çok sevdiğiniz bir eşyanızdan ayrı kalmak da. Kavuşacağınızı biliyorsanız nisbeten daha kolaydır bu süreç. Ama tamamen kopmuşsanız içiniz kan ağlar şarkının da anlattığı gibi.
Kavuşacağınızı bilseniz de bazen çok acıtır hasret yüreğinizi. Onu düşünürken gözleriniz dolar istemsizce. Hatta belki birkaç göz yaşı süzülür gözlerinizden fotoğraflara bakarken, anıları tekrardan yaşarken. Sabırsızlıkla ona kavuşacağınız günü beklersiniz ama bir türlü gelmez. Onun yanındayken su gibi akıp giden zaman sanki demir atmıştır. Bir dakika bile bin yıl gibi gelir size. Sürekli kavuşma anını düşünürsünüz, ne kadar mükemmel olacağını.
Nihayet o an geldiğinde içinizi büyük bir heyecan kaplar. Kalbiniz pır pır eder bir kuş misali. Onu uzaktan gördüğünüzde eliniz ayağınız titrer, nefesiniz sıklaşır, ne yapacağınızı bilemezsiniz. O zaman anlarsınız özlemenin güzelliğini. Her şeye değdiğini hissedersiniz ona sarıldığınızda. Tüm acılar uçup gitmiştir ve yerini, çok büyük bir huzura, mutluluğa bırakmıştır. O duygunun, o hissin yerine başka bir şey gelemez.
Bir ilişkiyi canlı tutan, özel kılan belki de bu hasret duygusudur. Ona sarılmanın ne demek olduğunu anlarsınız. Sırf sevgiliniz için de değil bu, sevdiğiniz her kişi için geçerli. Ne yazık ki insan bazen sahip olduklarının, elindekilerin değerini unutuyor. Bir kişiyi tamamen kaybetmeden o kişinin değerini bilmek önemli her şey için çok geç olmadan.
Bugünlük de benden bu kadar. Kendinize çok iyi bakın! Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Hoşça kalın! Sevdiklerinize bunu söylemeyi, göstermeyi, hissettirmeyi unutmayın!
Kavuşacağınızı bilseniz de bazen çok acıtır hasret yüreğinizi. Onu düşünürken gözleriniz dolar istemsizce. Hatta belki birkaç göz yaşı süzülür gözlerinizden fotoğraflara bakarken, anıları tekrardan yaşarken. Sabırsızlıkla ona kavuşacağınız günü beklersiniz ama bir türlü gelmez. Onun yanındayken su gibi akıp giden zaman sanki demir atmıştır. Bir dakika bile bin yıl gibi gelir size. Sürekli kavuşma anını düşünürsünüz, ne kadar mükemmel olacağını.
Nihayet o an geldiğinde içinizi büyük bir heyecan kaplar. Kalbiniz pır pır eder bir kuş misali. Onu uzaktan gördüğünüzde eliniz ayağınız titrer, nefesiniz sıklaşır, ne yapacağınızı bilemezsiniz. O zaman anlarsınız özlemenin güzelliğini. Her şeye değdiğini hissedersiniz ona sarıldığınızda. Tüm acılar uçup gitmiştir ve yerini, çok büyük bir huzura, mutluluğa bırakmıştır. O duygunun, o hissin yerine başka bir şey gelemez.
Bir ilişkiyi canlı tutan, özel kılan belki de bu hasret duygusudur. Ona sarılmanın ne demek olduğunu anlarsınız. Sırf sevgiliniz için de değil bu, sevdiğiniz her kişi için geçerli. Ne yazık ki insan bazen sahip olduklarının, elindekilerin değerini unutuyor. Bir kişiyi tamamen kaybetmeden o kişinin değerini bilmek önemli her şey için çok geç olmadan.
Bugünlük de benden bu kadar. Kendinize çok iyi bakın! Bir sonraki yazımda görüşmek üzere. Hoşça kalın! Sevdiklerinize bunu söylemeyi, göstermeyi, hissettirmeyi unutmayın!
16 Mar 2016
Aldatmak
Aldatma belki de bir ilişkiyi yaralayan en büyük unsurdur. Hatta çoğu zaman ilişkinin bittiği anlamına gelir. Peki insanlar ilişkilerinin biteceğini bildiği halde niye aldatır? İlk olarak ister kadın olsun ister erkek olsun aldatma, tamamen kişilikle ilgilidir. Aldatmak, zayıf bir kişiliğe sahip olanların yapacağı bir eylemdir. Benim fikrim, karşı tarafı aldatmaksa ilişkiyi bitirip yeni bir yola öyle adım atmak gerekir. Çünkü aldatmayı düşünen kişi, kafasında ilişkiyi bitirmiştir zaten.
Bu yüzden bu yazımda aldatan taraf şu sebeplerden aldatır gibi şeyler yazmayacağım. Aldatılan tarafın hislerini ve bunun hayatı üzerine etkisini yazmak istiyorum.
Aldatıldığını öğrenen kişi ilk olarak bunu kabullenemez. "Yok canım aldatmamıştır." gibi tepkiler verir. Çünkü bu kabullenmesi kolay bir şey değildir ve bunun karşı tarafı ne kadar sevdiğinizle de ilgisi yoktur. Deli gibi aşık olduğunuz ve güvendiğiniz birinin bu ihaneti elbette size daha çok koyar ama öyle çok büyük bir aşk duymadığınız birinin ihaneti de sizi çok yaralar. Neden mi? Çünkü her şeyden önce gururunuz, özgüveniniz zedelenmiştir. Bu yüzden kabul ettikten sonra bir türlü bunu kendinize yediremezsiniz. "Bunu bana nasıl yapar?", "Beni nasıl aldatır?" gibi soruları düşünür, kendinizi yersiniz. Durup durup kendiniz için ağlarsınız belki de. Hele daha önce bir şeyler fark edip de üstünde durmadıysanız daha çok yanar içiniz.
Yavaş yavaş bu durumu atlattıktan sonra geriye güvensizlik kalır. Karşı tarafa olan güveninizin yerinde yeller esiyordur artık. Tanıştığınız her kişiye "Bu kesin beni aldatır." gözüyle bakıyorsunuzdur. Oldu da bir ilişkiye başladınız küçücük bir ilgisizlikte kafanızda acabalar cirit atıyordur. Bunun karşı taraf ile ilgisi yoktur, daha önce kırılan özgüveniniz, gururunuzdur buna sebep olan. Hele bir de karşı taraf bu ihaneti size bir şekilde hatırlatıyorsa atlatamazsınız bir türlü. O yüzden içinde bulunduğunuz ilişkide ya da bulunacağınız ilişkide karşı taraf yakın bir zamanda aldatıldıysa onun üstüne çok gitmeyin. Endişelerini, korkularını anlamaya çalışın. Unutmayın ki onca şeye rağmen kalbini size açmış, güvenmiş. Bunu, geçmişinde yaşadığı kötü tecrübeyi hatırlatarak mahvetmeyin. Sonra bazı şeyleri toparlamak, düzeltmek için geç kalmış olabilirsiniz.
Aldatıldıktan sonra karşı tarafı affedip ilişkiye devam ederseniz de bu sefer içinizde sürekli bir şüphe olacaktır. Eğer gerçekten ilişkinize devam etmek istiyorsanız hem kendi ruh sağlığınız hem de ilişkinizin sağlamlığı açısından bir uzmandan yardım alın. Yoksa eninde sonunda bir yerde bir şeyler kopar.
Bugünlük de benden bu kadar! Hepinize iyi günler dilerim! Kendinize çok dikkat edin!
Bu yüzden bu yazımda aldatan taraf şu sebeplerden aldatır gibi şeyler yazmayacağım. Aldatılan tarafın hislerini ve bunun hayatı üzerine etkisini yazmak istiyorum.
Aldatıldığını öğrenen kişi ilk olarak bunu kabullenemez. "Yok canım aldatmamıştır." gibi tepkiler verir. Çünkü bu kabullenmesi kolay bir şey değildir ve bunun karşı tarafı ne kadar sevdiğinizle de ilgisi yoktur. Deli gibi aşık olduğunuz ve güvendiğiniz birinin bu ihaneti elbette size daha çok koyar ama öyle çok büyük bir aşk duymadığınız birinin ihaneti de sizi çok yaralar. Neden mi? Çünkü her şeyden önce gururunuz, özgüveniniz zedelenmiştir. Bu yüzden kabul ettikten sonra bir türlü bunu kendinize yediremezsiniz. "Bunu bana nasıl yapar?", "Beni nasıl aldatır?" gibi soruları düşünür, kendinizi yersiniz. Durup durup kendiniz için ağlarsınız belki de. Hele daha önce bir şeyler fark edip de üstünde durmadıysanız daha çok yanar içiniz.
Yavaş yavaş bu durumu atlattıktan sonra geriye güvensizlik kalır. Karşı tarafa olan güveninizin yerinde yeller esiyordur artık. Tanıştığınız her kişiye "Bu kesin beni aldatır." gözüyle bakıyorsunuzdur. Oldu da bir ilişkiye başladınız küçücük bir ilgisizlikte kafanızda acabalar cirit atıyordur. Bunun karşı taraf ile ilgisi yoktur, daha önce kırılan özgüveniniz, gururunuzdur buna sebep olan. Hele bir de karşı taraf bu ihaneti size bir şekilde hatırlatıyorsa atlatamazsınız bir türlü. O yüzden içinde bulunduğunuz ilişkide ya da bulunacağınız ilişkide karşı taraf yakın bir zamanda aldatıldıysa onun üstüne çok gitmeyin. Endişelerini, korkularını anlamaya çalışın. Unutmayın ki onca şeye rağmen kalbini size açmış, güvenmiş. Bunu, geçmişinde yaşadığı kötü tecrübeyi hatırlatarak mahvetmeyin. Sonra bazı şeyleri toparlamak, düzeltmek için geç kalmış olabilirsiniz.
Aldatıldıktan sonra karşı tarafı affedip ilişkiye devam ederseniz de bu sefer içinizde sürekli bir şüphe olacaktır. Eğer gerçekten ilişkinize devam etmek istiyorsanız hem kendi ruh sağlığınız hem de ilişkinizin sağlamlığı açısından bir uzmandan yardım alın. Yoksa eninde sonunda bir yerde bir şeyler kopar.
Bugünlük de benden bu kadar! Hepinize iyi günler dilerim! Kendinize çok dikkat edin!
14 Mar 2016
Kayıp
Sevdiğiniz birini sonsuza kadar kaybetmek sizi yaralar. Onun gidişi içinizde kocaman bir boşluk yaratır. Bir anda eksilmişsinizdir. Hele bir de beklemediğiniz bir kayıpsa... Neye uğradığınızı şaşırırsınız bir an. Sanki birileri size kötü bir kamera şakası yapıyor gibi gelir, inanmak istemezsiniz. Kötü bir kâbusta olduğunuzu düşünürsünüz ve çaresizce uyanmak için çabalarsınız. Günler geçtikçe içinizdeki kara delik büyür ve sizi içine çeker. Ruhunuz sizi terk etmiş de bedeniniz bir şekilde nefes almaya devam ediyormuş gibi gelir size. Yaptığınız hiçbir şeyin anlamı, önemi kalmaz. Kendi içinizde boğulmuşsunuzdur çünkü. Her gün gördüğünüz ya da bir şekilde sesini duyduğunuz kişi artık ulaşamayacağınız bir yerdedir. Önceden onun saçlarını, yüzünü okşayan elleriniz şimdi buz gibi bir mermerin, toprağın üstünde geziniyordur. Onun ismini duyduğunuzda boğazınızda bir şeyler düğümleniyor, nefessiz kalıyorsunuz. Ona olan özleminiz arttıkça pişmanlıklar, keşkeler bırakmıyor yakanızı. Ona sarılamadığınız, dokunamadığınız, sesini duyamadığınız her an aldığınız nefes değersizleşiyordur. Göz yaşlarınız onu size getirmek istercesine durmadan süzülüyordur gözlerinizden. Siz farkında olmadan günler akıp gidiyor eskisi gibi. Hayat bir şekilde devam ediyor siz onu yaşayamasanız da. Zamanla geçer deseler de her biten günle birlikte içinizdeki yara daha çok kanıyordur umarsızca.
Siz bu durumdayken duyduğunuz hiçbir söz, hiçbir teselli yetmez bu karmaşanın etkisini azaltmaya. Hatta bazı sözler içinizi daha çok kanatır. Herkesten, her şeyden uzaklaşmak istersiniz. Tek ihtiyacınız olan sizi sımsıkı saran birinin omuzu ve o omuzda hıçkıra hıçkıra, sarsıla sarsıla ağlamaktır. O an hiçbir söz o sarılma kadar destek olamaz, iyi gelemez size. O sarılmadan başka hiçbir şey istemezsiniz.
Bu yüzden sevdiği birini kaybetmiş yakınınıza karşı her zamankinden çok daha dikkatli olmalısınız. Eğer bu kişi sevgilinizse her zamankinden daha anlayışlı olmalısınız çünkü o her zamankinden daha kırılgan. Yaşadıklarını asla küçümsemeyin çünkü bu onu daha çok yaralar. Yanında olduğunuzu her fırsatta belirtin ve bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sorun. Ne anlatıyorsa dikkatlice, ilgiyle dinleyin ve en önemlisi ağlıyorsa engellemeye çalışmayın.
Zor bir süreç ama bir şekilde bu da geçecek. Sabırlı olun. Bir sonraki yazımda görüşünceye kadar kendinize cici bakın.
Siz bu durumdayken duyduğunuz hiçbir söz, hiçbir teselli yetmez bu karmaşanın etkisini azaltmaya. Hatta bazı sözler içinizi daha çok kanatır. Herkesten, her şeyden uzaklaşmak istersiniz. Tek ihtiyacınız olan sizi sımsıkı saran birinin omuzu ve o omuzda hıçkıra hıçkıra, sarsıla sarsıla ağlamaktır. O an hiçbir söz o sarılma kadar destek olamaz, iyi gelemez size. O sarılmadan başka hiçbir şey istemezsiniz.
Bu yüzden sevdiği birini kaybetmiş yakınınıza karşı her zamankinden çok daha dikkatli olmalısınız. Eğer bu kişi sevgilinizse her zamankinden daha anlayışlı olmalısınız çünkü o her zamankinden daha kırılgan. Yaşadıklarını asla küçümsemeyin çünkü bu onu daha çok yaralar. Yanında olduğunuzu her fırsatta belirtin ve bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sorun. Ne anlatıyorsa dikkatlice, ilgiyle dinleyin ve en önemlisi ağlıyorsa engellemeye çalışmayın.
Zor bir süreç ama bir şekilde bu da geçecek. Sabırlı olun. Bir sonraki yazımda görüşünceye kadar kendinize cici bakın.
13 Mar 2016
İlişkiyi yaralayanlar
Karşınızda yine ben! Bugün çok yoğun olmayan bir gün geçirdim o yüzden de şu an çok mutluyum. Umarım sizin de gününüz güzel geçmiştir. Bugün sizlere bir ilişkiyi yaralayan davranışları, huyları yazmak istiyorum. Hadi bir an önce başlayalım! :)
Tabi bunlar kişiden kişiye, ilişkiden ilişkiye değişebilecek şeylerdir. Ama genel olarak bir ilişkiyi ayakta tutan bazı unsurlar vardır: sevgi, saygı, güven, değer, özen, ilgi vs. Bu unsurların yokluğu ya da aşırılığı bir ilişkiyi sarsabilir. Ne demiş atalarımız azı yarar, çoğu zarar :)
Bu temel özelliklerin dışında aşırı kıskançlık, anlayışsızlık, tahammülsüzlük gibi zamanla istemeden oluşabilecek davranışlar da yine bir ilişkiyi yaralayan şeylerdir. Eğer törpülenmezse bir ilişkinin bitmesine sebep olabilir. Eğer sizde ya da karşı tarafta aşırı olduğunu düşündüğünüz davranışlar varsa bunları oturup tatlı dille konuşmalısınız. Tabi eğer ilişkinizin bitmesini istemiyorsanız. :) Peki bu özelliklerimizi nasıl törpüleyeceğiz? Benim tavsiyem ve kendi yaptığım şey, bir defter alıp kendimde ve karşı tarafta aşırı bulduğum özellikleri yazmak ve kendiminkilerini kendimle konuşarak üstesinden gelmek. Örneğin eğer çok kıskançlık yapacaksam alıyorum kalemi kağıdı elime yazıyorum. Böylelikle abartılardan kaçınmış oluyorum ve mantıklı bir şekilde kıskanmış oluyorum. :)
Bunlar dışında ben hangi huylarımı kontrol altına almaya çalıştığımı söyleyeyim sizlere. İlk olarak uzak ilişki yaşadığım için sürekli sevgilimle konuşmak istiyorum ve bu bir süre sonra iki tarafında kendine zaman ayıramamasına ve iki tarafın da mutsuz olmasına yol açıyor. Bir ilişkiye başladığınızda ya da içinde bulunduğunuzda karşı tarafın da bir hayatı olduğunu unutmamalısınız. Bunun dışında çabuk alınmam ve sinirlenmem. Sinirlenince kendimi kaybedip kırıcı şeyler söyleyebiliyorum ve bu da karşı tarafta geçmeyecek bir kırgınlık yaratabiliyor. O yüzden sinirliyken konuşmamanızı tavsiye ederim daha sonra pişman olmamak için. :)
Tabi bu özellikler kişiden kişiye ve ilişkiden ilişkiye değişir ilk başta da söylediğim gibi. Ben sadece kendi gördüklerimi ve etrafımdakilerin fikirlerini derlemeye çalıştım elimden geldiğince. Bu huyları, davranışları bulacak ve görecek kişi siz ve sevgilinizdir. :)
Bugünlük benden bu kadar! Umarım hepinizin güzel, mutlu ve sorunsuz ilişkileri vardır/olur. Bir sonraki yazımda görüşünceye kadar kendinize çok güzel bakın, dikkatli olun! :)
Tabi bunlar kişiden kişiye, ilişkiden ilişkiye değişebilecek şeylerdir. Ama genel olarak bir ilişkiyi ayakta tutan bazı unsurlar vardır: sevgi, saygı, güven, değer, özen, ilgi vs. Bu unsurların yokluğu ya da aşırılığı bir ilişkiyi sarsabilir. Ne demiş atalarımız azı yarar, çoğu zarar :)
Bu temel özelliklerin dışında aşırı kıskançlık, anlayışsızlık, tahammülsüzlük gibi zamanla istemeden oluşabilecek davranışlar da yine bir ilişkiyi yaralayan şeylerdir. Eğer törpülenmezse bir ilişkinin bitmesine sebep olabilir. Eğer sizde ya da karşı tarafta aşırı olduğunu düşündüğünüz davranışlar varsa bunları oturup tatlı dille konuşmalısınız. Tabi eğer ilişkinizin bitmesini istemiyorsanız. :) Peki bu özelliklerimizi nasıl törpüleyeceğiz? Benim tavsiyem ve kendi yaptığım şey, bir defter alıp kendimde ve karşı tarafta aşırı bulduğum özellikleri yazmak ve kendiminkilerini kendimle konuşarak üstesinden gelmek. Örneğin eğer çok kıskançlık yapacaksam alıyorum kalemi kağıdı elime yazıyorum. Böylelikle abartılardan kaçınmış oluyorum ve mantıklı bir şekilde kıskanmış oluyorum. :)
Bunlar dışında ben hangi huylarımı kontrol altına almaya çalıştığımı söyleyeyim sizlere. İlk olarak uzak ilişki yaşadığım için sürekli sevgilimle konuşmak istiyorum ve bu bir süre sonra iki tarafında kendine zaman ayıramamasına ve iki tarafın da mutsuz olmasına yol açıyor. Bir ilişkiye başladığınızda ya da içinde bulunduğunuzda karşı tarafın da bir hayatı olduğunu unutmamalısınız. Bunun dışında çabuk alınmam ve sinirlenmem. Sinirlenince kendimi kaybedip kırıcı şeyler söyleyebiliyorum ve bu da karşı tarafta geçmeyecek bir kırgınlık yaratabiliyor. O yüzden sinirliyken konuşmamanızı tavsiye ederim daha sonra pişman olmamak için. :)
Tabi bu özellikler kişiden kişiye ve ilişkiden ilişkiye değişir ilk başta da söylediğim gibi. Ben sadece kendi gördüklerimi ve etrafımdakilerin fikirlerini derlemeye çalıştım elimden geldiğince. Bu huyları, davranışları bulacak ve görecek kişi siz ve sevgilinizdir. :)
Bugünlük benden bu kadar! Umarım hepinizin güzel, mutlu ve sorunsuz ilişkileri vardır/olur. Bir sonraki yazımda görüşünceye kadar kendinize çok güzel bakın, dikkatli olun! :)
Etiketler:
aşk,
ayı,
ayıcıklar,
değer,
ilgi,
ilişki,
kadın erkek,
kıskançlık,
love,
özen,
sevgi,
sevgili
9 Mar 2016
İlham perilerim
Merhabalar! Bugün sizlere yazmak için sabırsızlandım resmen! Neden mi? Şimdi efendim bugün sizleri birileriyle tanıştırmak istiyorum. Kendileri blogumun ilham perileri oluyor. Tamam tamam sizi daha fazla merakta bırakmadan kendilerini sunayım.
Ve huzurlarınızda Eciş ile Bücüş! Aralarındaki boy farkına, Eciş'in Bücüş'ün çocuğu gibi durduğuna bakmayınız efendim, kendileri uzun zamandır sevgililer.
Eciş ufak tefek görünür ama kendisi çok idealistir. Bunun yanında enerjik ve eğlencelidir. Bücüş ise göründüğü gibi çok tatlı, nazik ve romantiktir. Uzun uzun şöyleler böyleler diye anlatmak istemiyorum size. Zamanla kendilerini tanırsınız zaten. :)
Bazılarınızın "Ee tanışma hikayeleri nedir?" diye sorduğunu duyar gibiyim. O konu biraz karışık olmakla birlikte kısaca özet geçeyim. (Tabi ben hikayeyi sadece Eciş'ten dinledim çünkü Bücüş bu konuları paylaşmayı pek sevmiyor.)
Bir zamanlar Eciş aşk acısı çekerken karşılaştığı amatör bir müzisyenden hoşlanıyor ve aralarında ilişkimsi (Eciş'in tanımı :) bir şey yaşanmaya başlıyor. Zamanla bu müzisyen arkadaşımız Eciş'e soğuk davranıyor ve Eciş, bu durumu sevgilisinin arkadaşı Bücüş'le konuşuyor, ondan yardım alıyor. Derken müzisyen sevgili Eciş'i kötü bir şekilde terk ediyor ama Eciş ile Bücüş konuşmayı sürdürüyorlar ve bir süre sonra birbirlerinden hoşlanmaya başlıyorlar. En sonunda birbirlerine açılıp yakınlaşıyorlar ve ilişkileri filizlenmeye başlıyor!
Neyse efendim, uzun lafın kısası Eciş ile Bücüş, hayatlarından oldukça memnun. Ee bize de onlara mutluluklar dilemek düşer. Bugünlük benden bu kadar! Kendinize çok güzel bakın! En kısa zamanda görüşmek üzere, hoşça kalın!
Ve huzurlarınızda Eciş ile Bücüş! Aralarındaki boy farkına, Eciş'in Bücüş'ün çocuğu gibi durduğuna bakmayınız efendim, kendileri uzun zamandır sevgililer.
Eciş ufak tefek görünür ama kendisi çok idealistir. Bunun yanında enerjik ve eğlencelidir. Bücüş ise göründüğü gibi çok tatlı, nazik ve romantiktir. Uzun uzun şöyleler böyleler diye anlatmak istemiyorum size. Zamanla kendilerini tanırsınız zaten. :)
Bazılarınızın "Ee tanışma hikayeleri nedir?" diye sorduğunu duyar gibiyim. O konu biraz karışık olmakla birlikte kısaca özet geçeyim. (Tabi ben hikayeyi sadece Eciş'ten dinledim çünkü Bücüş bu konuları paylaşmayı pek sevmiyor.)
Bir zamanlar Eciş aşk acısı çekerken karşılaştığı amatör bir müzisyenden hoşlanıyor ve aralarında ilişkimsi (Eciş'in tanımı :) bir şey yaşanmaya başlıyor. Zamanla bu müzisyen arkadaşımız Eciş'e soğuk davranıyor ve Eciş, bu durumu sevgilisinin arkadaşı Bücüş'le konuşuyor, ondan yardım alıyor. Derken müzisyen sevgili Eciş'i kötü bir şekilde terk ediyor ama Eciş ile Bücüş konuşmayı sürdürüyorlar ve bir süre sonra birbirlerinden hoşlanmaya başlıyorlar. En sonunda birbirlerine açılıp yakınlaşıyorlar ve ilişkileri filizlenmeye başlıyor!
Neyse efendim, uzun lafın kısası Eciş ile Bücüş, hayatlarından oldukça memnun. Ee bize de onlara mutluluklar dilemek düşer. Bugünlük benden bu kadar! Kendinize çok güzel bakın! En kısa zamanda görüşmek üzere, hoşça kalın!
Etiketler:
aşk,
ayı,
ayıcıklar,
ilham perisi,
ilişki,
kadın erkek,
love,
oyuncak ayı,
sevgi,
sevgili
8 Mar 2016
Uzak ilişki
Yazmaya başlaya başlaya bu konudan mı başladın demeyin. Hızla büyüyen internet dünyasıyla birlikte birçok kişi sanal ortamda birileriyle tanışıp sevgili oluyor ve bu ilişkilerin bir kısmında arada mesafeler oluyor. Farklı şehirlerde hatta farklı ülkelerde bir ilişkiyi sürdürmeye çalışan bir sürü insan var. Hatta İstanbul'da yaşıyorsanız farklı yakalarda olmak da trafik yüzünden uzak ilişkiye girebilir :) Tabi diğerlerinin yanında daha masumane kalıyor orası ayrı.
Ben size bu ilişkinin yürümeyeceğini, bu tür ilişkiler şöyle kötüdür böyle kötüdür demeyeceğim. Zaten etrafımızdaki birçok insan bu tür şeyler söyleyip canımızı fazlasıyla sıkıp kafamızı karıştırabiliyor.Eğer iki taraf da gerekli özeni gösterirse bu ilişki yürür arkadaşım! Nasıl mı? Şimdi şöyle ki bir ilişkide olmazsa olmaz unsurlar uzak ilişkimizde sağlanırsa bu ilişkinin yürümemesi için hiçbir neden olmaz. Evet sizin de dediğiniz gibi güven, saygı, sevgi. Tabi bunların oluşması için o insanı sadece sanal ortamdan tanımanız yetmez,mutlaka yüz yüze de gelmeniz gerekir. Bir arkadaşım bana karşı tarafın davranışları, konuşma şekli, oturup kalkması önemli demişti ama ben onu o zamanlar pek dinlememiştim. Ben de önemli olduğunu biliyordum ama bir kişiye karşı bakışımızı tamamen değiştirebileceğine inanmıyordum ve gelin görün ki arkadaşım haklı çıktı. Telefonda konuşurken mükemmel olduğunu düşündüğüm erkekle buluştuğumda tam anlamıyla hayal kırıklığına uğradım. Uzun lafın kısası yüz yüze gelmek şart sevgili adayımızla. :) Tabi bu sevgili adayınızı daha önceden tanıyorsanız ve çeşitli sebeplerden aranıza mesafeler girdiyse biraz daha şanslısınız demektir.
Şimdi size biraz kendi ilişkimden bahsetmek istiyorum. Yaklaşık 3 aydır uzak mesafe ilişkisi içinde bulunmaktayım. (Biliyorum uzun bir süre değil ama şimdiki konumuz başka) Bizim ilişkimizi ayakta tutan en önemli unsurlardan biri birbirimize uzakta olduğumuzu hissettirmemek. (3 temel özelliğin varlığını söylememe gerek yok sanırım :) Bunu nasıl başardığımızı sizinle paylaşmak çok isterdim ama inanın ben de bilmiyorum. Sanırım gerçekten sevmek, hissetmek demekmiş :) Uzun süren ayrılıklar yaşadığımız için birlikte geçirdiğimiz zamanların değerini biliyoruz ve elimizden geldiğince bu zamanları kaliteli geçirmeye çalışıyoruz. Anladım ki bir ilişkide kaliteli vakit geçirmek çok önemliymiş. Ayrıca bu ayrılıklar bize küçücük şeylerin bile değerini bilmeyi öğretiyor. Bunlar ne mi? Sarılmak, bakışmak, elini tutmak, yüz ifadesini izleyebilmek ve daha aklınıza gelebilecek birçok basit şeyler. Son olarak tabi ki özlem. Bazen dayanılmaz boyutlara ulaşsa da sevdiğini özlemenin ve ona kavuşacağın günleri saymak bana göre paha biçilemez! :)
Evet uzak mesafe ilişkisini yürütmek normal bir ilişkiye göre çok daha zor ama hayatta kolay olan ne var ki? Şimdilik hoşça kalın! En kısa zamanda görüşmek üzere! :)
Etiketler:
aşk,
ayı,
ayıcıklar,
ilişki,
kadın erkek,
love,
oyuncak ayı,
sevgi,
uzak mesafe
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





























