güven etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güven etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mar 2016

Kaybolmuş bir ruh

  Yorgunum bu aralar. Hem de o kadar yorgunum ki... Haftalarca, aylarca dinlenmeye ihtiyacım var. Kafamı boşaltmaya, huzur dolmaya... Böyle sessiz, sakin bir sahil kasabasında kendime gelene kadar yaşasam ya da ıssız, kimsesiz bir adada. Yani deniz olacak her türlü. İstanbul'a biraz olsun katlanabilme sebebim, boğaz. Tabi yakından bakmayacaksınız, o zaman içiniz acıyor, üzülüyorsunuz.



  Eskiden yani küçükken bir derdim, bir sorunum olduğunda üzerine gitmez, unutmak için bir şeylerle ilgilenirdim. Zamanla anladım ki o zaman o dertler, sorunlar daha çok sıkıyor canınızı, daha çok acıtıyor yüreğinizi. Bu yüzden daha sonra üstüne gitmeye başladım onların. İlk başlarda her şey güzeldi ama sonra çok düşünmeye ve kafama çok takmaya başladım. Uykularım kaçacak kadar, neredeyse hasta olacak kadar. Bir gün yine kafamı yiyen dertlerim olduğunda aldım elime kalemi, kağıdı başladım yazmaya. Bir bakmışım ki soluksuz sayfalarca yazmışım, içimde ne varsa dökmüşüm kağıda. Biraz da rahatlamıştım tabi. O zamandan beri ne zaman içimdeki dertler yük olmaya başlasa alırım kağıdı, kalemi yazarım durmaksızın. Bu konuda biraz eski kafalıyım sanırım. Kalemle yazmadan rahatlayamıyorum. Dokunmatik ekran, tuşlar aynı tadı vermiyor bana. Kitapta da öyle ya da herhangi bir yazıda da okuyamıyorum ekrandan.



   Neyse daha sonraları bir yöntem daha keşfettim dertlerimi atmak için, denize bırakmak. Korkmayın canım kağıda yazıp denize atıp kirletmiyorum. Kafamdan gönderiyorum sanki somut bir nesneymişçesine. Bunu lise zamanlarımda keşfettim. Tabi lisemin konumu da buna yardım etti. Canım sıkkın olduğu zaman daha kimseler gelmeden okula, boğaza karşı bir bankta otururdum. Bir kulağıma kulaklık takardım ve hafif bir de müzik açardım. Sesi de son derece kısık olurdu. Sanki rüzgar uzaklardan bir yerden getiriyormuş gibi hissederdim. Bir süre denize, Anadolu Yakası'na, Kız Kulesi'ne bakar, sonra da gözlerimi kapardım Orhan Veli misali. Saçımın rüzgarda uçuşunu, rüzgarın tenime değişini ve tüylerimin ürpertisini hissederdim ta en derinden. Bir kulağımda dalgaların, kuşların bitmek bilmez sesi, diğerindeyse hafif bir müzik. Huzurun tanımı. Gözlerimi açtığımda kafamdaki dertler buharlaşmış ve ben, yeniden doğmuş olurdum.




   Boğazın bu denli rahatlatıcı etkisine rağmen üniversitede unuttum dostumu. Uzak olduğundan ya da derdimin olmamasından değil, sanırım kendime vakit ayırmanın anlamını unuttum. Üniversitenin o canlı, hareketli, yoğun hayatından mıdır nedir ruhumu beslemeyi unuttum, durup biraz kafamı dinlemeyi. Bu karmaşanın, gürültülü hayatın yanına sakin, sessiz, huzurlu geçen birkaç dakikayı es geçtim. Sanırım bunun acısını şimdi açıkça görüyorum. Belki bunda yakın zamanda yaşadığım bir kaybın da etkisi vardır, bilemiyorum. Ama tek bildiğim, kendimi soğuk bir suya öylece bırakmak istediğim. Hiçbir yere varma çabası olmadan, akıntı beni nereye götürürse oraya gitmek. Ya da köşeme çekilip sadece kitap okuyup müzik dinlemek ara sıra da ağlamak istiyorum.



   Ama ne yazık ki hayatın "durdur" butonu yok. Bir şekilde bir şeyler yaşanmaya devam ediyor, bizim yaşamaya gücümüz, enerjimiz olmasa bile. Ne olursa olsun kaybolduğum labirentten bir şekilde çıkmam lazım, kaybettiğim ruhumu bulup canlandırmam lazım. Sevmiyorum ben bu ruh halini. Sevmiyorum gülmeyen yüzümü, parlamayan gözlerimi. Doyasıya güldüğüm, şen şakrak konuştuğum, neşe dolu olduğum günler nerede şimdi? En yakın zamanda geri gelecekler mi? Fazla geç kalmayın, dayanacak gücüm kalmadı artık.

21 Mar 2016

Küçük bir ışık

   Bu sabah uyandığımda içimde bir sıkıntı vardı. Gerçi sadece bu sabah için de değil, bu aralar genelde böyle bir ruh haline sahibim sanırım. Biraz karamsarım. Canım da pek bir şeyler yapmak istemiyor. Böyle zamanlarda insan, tutunacağı bir şeyler arıyor etrafında. Bir çıkış yolu, bir ışık...



   Ve tam böyle bir anda umut çıkıyor sahneye eğer içinizdeki Pollyanna ölmemişse. Bir anda küçücük bir ışık yetiyor içinizdeki karanlığı dağıtmaya. Küçücük de olsa içinizde bir güç buluyorsunuz. Hayat bir anda daha da güzelleşiyor gözünüzde. Her yerde çiçekler açıyor, hatta ılık bir rüzgâr okşuyor teninizi mevsim kış olsa bile. Alman filozof Arthur Schopenhauer'un dediği gibi "Umut, yaşamı anlamlandırır. Umut olmadan yaşam anlamsız ve bir o kadar da değersizdir."




    Hayat zor ve karmaşık bir süreç. İçimizdeki Pollyanna'yı öldürürsek, umudumuzu kaybedersek nasıl yaşanır kılacağız hayatı? Bu zorlukların üstesinden nasıl geleceğiz? Bardağın hangi tarafından hayata baktığımız bizim seçimimiz.

   Yazımı bitirmeden önce belki de unuttuğumuz şarkılardan biriyle veda etmek istiyorum size. Bu şarkı hepimize ışık olsun. Özellikle bu günlerde içinizdeki Pollyanna'yı özgür bırakın, keşfedin. Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, hoşça kalın! 

16 Mar 2016

Aldatmak

   Aldatma belki de bir ilişkiyi yaralayan en büyük unsurdur. Hatta çoğu zaman ilişkinin bittiği anlamına gelir. Peki insanlar ilişkilerinin biteceğini bildiği halde niye aldatır? İlk olarak ister kadın olsun ister erkek olsun aldatma, tamamen kişilikle ilgilidir. Aldatmak, zayıf bir kişiliğe sahip olanların yapacağı bir eylemdir. Benim fikrim, karşı tarafı aldatmaksa ilişkiyi bitirip yeni bir yola öyle adım atmak gerekir. Çünkü aldatmayı düşünen kişi, kafasında ilişkiyi bitirmiştir zaten.



  
   Bu yüzden bu yazımda aldatan taraf şu sebeplerden aldatır gibi şeyler yazmayacağım. Aldatılan tarafın hislerini ve bunun hayatı üzerine etkisini yazmak istiyorum.

   Aldatıldığını öğrenen kişi ilk olarak bunu kabullenemez. "Yok canım aldatmamıştır." gibi tepkiler verir. Çünkü bu kabullenmesi kolay bir şey değildir ve bunun karşı tarafı ne kadar sevdiğinizle de ilgisi yoktur. Deli gibi aşık olduğunuz ve güvendiğiniz birinin bu ihaneti elbette size daha çok koyar ama öyle çok büyük bir aşk duymadığınız birinin ihaneti de sizi çok yaralar. Neden mi? Çünkü her şeyden önce gururunuz, özgüveniniz zedelenmiştir. Bu yüzden kabul ettikten sonra bir türlü bunu kendinize yediremezsiniz. "Bunu bana nasıl yapar?", "Beni nasıl aldatır?" gibi soruları düşünür, kendinizi yersiniz. Durup durup kendiniz için ağlarsınız belki de. Hele daha önce bir şeyler fark edip de üstünde durmadıysanız daha çok yanar içiniz.

   Yavaş yavaş bu durumu atlattıktan sonra geriye güvensizlik kalır. Karşı tarafa olan güveninizin yerinde yeller esiyordur artık. Tanıştığınız her kişiye "Bu kesin beni aldatır." gözüyle bakıyorsunuzdur. Oldu da bir ilişkiye başladınız küçücük bir ilgisizlikte kafanızda acabalar cirit atıyordur. Bunun karşı taraf ile ilgisi yoktur, daha önce kırılan özgüveniniz, gururunuzdur buna sebep olan. Hele bir de karşı taraf bu ihaneti size bir şekilde hatırlatıyorsa atlatamazsınız bir türlü. O yüzden içinde bulunduğunuz ilişkide ya da bulunacağınız ilişkide karşı taraf yakın bir zamanda aldatıldıysa onun üstüne çok gitmeyin. Endişelerini, korkularını anlamaya çalışın. Unutmayın ki onca şeye rağmen kalbini size açmış, güvenmiş. Bunu, geçmişinde yaşadığı kötü tecrübeyi hatırlatarak mahvetmeyin. Sonra bazı şeyleri toparlamak, düzeltmek için geç kalmış olabilirsiniz.

   Aldatıldıktan sonra karşı tarafı affedip ilişkiye devam ederseniz de bu sefer içinizde sürekli bir şüphe olacaktır. Eğer gerçekten ilişkinize devam etmek istiyorsanız hem kendi ruh sağlığınız hem de ilişkinizin sağlamlığı açısından bir uzmandan yardım alın. Yoksa eninde sonunda bir yerde bir şeyler kopar.

   Bugünlük de benden bu kadar! Hepinize iyi günler dilerim! Kendinize çok dikkat edin!